fide.erken.sitemynet.com
POEMS'ART - Fide ERKEN

fide erken
şiirlerim 1
şiirlerim 2
şiirlerim 3
my poems 1
my poems 2
my poems 3
my book
zeynep erken
öğrencilerim
mesajlar
linkler

my book



Bir kitap

Fide ERKEN

Bir kitap yazmak istiyorum. Sıradan bir kitap.Kitabımla ne ticari kaygılar,ne de beni alçakgönüllüğün sınırsız, özgür mutluluğundan uzaklaştıracak şan,şöhret kaygısı taşımak istemiyorum.Onu sadece siz, benim için gerçekten çok değerli okuyanımla güzel bir iletişim kurabilmek için yazmak
istiyorum.Aramızda kıskançlığın doğurduğu rekabetin, rekabetin doğurduğu kıskançlığın,zaman yiyici dedikodunun olmadığı;benim sizinle,tertemiz duyguları,düşünceleri,özlemleri,sevgileri içtenlikle,araya menfaat sokmaksızın kelimelere yükleyip söyleşebileceğim,sizdeki sevgi yükünü arttırmayı umduğum sıradan bir kitap.
Sizinle söyleşime başlangıç noktası bulmam biraz zor olacak.Hani birisiyle tanışmak istersiniz,lafa nasıl gireceğinizi bilemezsiniz.İçiniz içinizi yer, dilinizin ucuna kadar gelir;fakat ağzınızdan çıkmakta zorlanır kelimeler.Ben de dünya üzerinde bu kadar çok konuşulacak konu arasından hangisini seçipte sizinle söyleşiye başlayacağıma karar vermede açıkçası biraz zorlanıyorum.
- Saatiniz kaç?
- Evet.Yanıtınız son derece net ve kesin oldu,soracak başka bir şey kalmadı!
Ama ben buldum.Neyimi buldum?Zamanı buldum.Sizinle "zaman" konusunda konuşacak zamanı buldum.Öyle derin bir konu,ve öyle engin.Ama konuştukça kendisinden yitirirsin.İsterseniz söze bir şiirle girelim.İşte zaman konusunda şiir yazma zamansızlığında, zamanı yutan bir şiir:

Önce bir saniye
Sonra iki
Şimdi dakika oldu
Kovaladı dakikalar,
Etti 24 saat.
Bunlar dünde kaldı.
Ve dünler bir ay oldu.
5 yıl önceydi bu bir ay
20 ile 25 yaş arasında bu beş yıl.
Şimdi yaş yetmişbeş
Torunum sordu:
"- Ananeciğim pikniğe ne zaman gideceğiz?"
"- Hafta sonu..." dedim.
"- Ama daha çok zaman var!"
Dedim ,"zaman küçük bir su damlası,
Kanat çırpan bir serçe
Durmadan değişen deniz dalgası
Dedi,"bunamış sevgili ananem"

Sakın şiirime bakıpta yaşım yetmişbeş, bunadım falan sanmayın.Şu anda, şu an ne demekse? Otuz civarlarındayım.Yolun yarısına henüz gelmedim.Ama siz değerli okuyanım kitabımı okurken diğer tarafa geçmişsem yolu iki,üç kat gitmiş olacağım.
Bu anlamsız yolu konuşmanın anlamsızlığını biraz olsun sizinle paylaştım sanırım.
Zaman hakkında bir şiir daha yazayım, biraz daha anlamsızlık katayım.Nereye yazayım? Buraya yazayım:

Nereye gitti dün konuştuklarımız?
Sabah yaptıklarım?
Öğleyin güneş nerede?
Müzik çalıyor,
Nereye gidiyor sesler,notalar?
Aynadaki ben?
Kahrolası zaman
Ne anlamsız şeysin sen?

Allah'tan buraya yazdıklarım kaybolmuyorlar.Yazma amacım da zaten yolları aştıktan sonra geride sizinle paylaşabilecek bir şeyler bırakabilmek.Her ne kadar yolun öte yakasından sizinle bu paylaşımlarımızı ne kadar, nasıl hissedip hissedemeyeceğimi bilmiyor olsam da bir umut.Küçücükte olsa, umuttur! Yazıyorum.
Zamanın içine daldık,baştan başladık, sonda sonuçlanmadık.Öldük ama yaşlanmadık.Hala küçücükte olsa geride bıraktıklarımızı hissedebilme umutları
taşıyoruz.Peki ya çocukluk yıllarımız? O yaşarken anlar boyu uzun!Dolu dolu büyümeye umutlu! Büyüyünce de özlemle aradığımız.Uzaklarda.Dokunamadığımız
Ya gençlik baharları?Kısacık ilkbaharlar? Daha da kıymetli ikinci baharlar? Sonbaharları daha sormayalım, moralimizi bozmayalım.

Loş ışıklar arkasında çocukluğum
Uzanıyorum,dokunamıyorum.
Gençliğimse uçup gidiyor,
Tutmak istiyorum,yakalayamıyorum.
Dönüp duruyorum çaresiz.
Saatler alayla atıyor.
Dizginleyemiyorum, hayat dörtnala gidiyor.
Ne istiyor benden, nereye gidiyor.
Sorup duruyorum?
Cevaplayamıyorum!

Gerçektende hayatımız dörtnala.Yaşadığımız acı ve tatlı anılar uçup gitmekte.Acıların o içimizi düğümleyen,düğümleri çözdürmeyen sıkıntısı zamanla silinmekte.Öyle de olmasa, zor katlanırdık acı yüklü bu hayata!Çabuk geçen tatlı günler, sanki arkalarında garip, hoş sedalar bırakan melodiler:

Hayat şu müziğin içinde sanki
Saklanmış melodilere
Bir duyulup, bir kaybolan
Esrarengiz, gizemli
Sadece kulaklarda kalan
Küçücük tadlar gibi
Hayaller, anılar gibi
Hani içinizi acıtır,
Yalnızken akşam üstleri
Sonra ertesi günler,
Yeni melodiler
Bilinmez melodiler
Hiç duyulmamış
Onlar da bir duyulup,
Bir kaybolacaklar
Sadece kulaklarda kalacak
Bir garip hoş seda
YENİYE ÖZLEM,ESKİYE VEDA!


Ne kadar da zor olsa her zaman eskilere veda etmek zorundayız değilmi? Eski arkadaşlara,can dostlara, içimizden kanımızdan akrabalara ya da hayatımızın anlamı sevgililerimize.Bunlar, bir duyulup, bir kaybolan melodiler gibi yalnızca kulaklarımızda garip hoş sedalar bırakırlar sanki.Sanki, bazen hiç yaşamadık zannederiz onları. Nereye giderler? Bazen bizi terkederler başka zamanlarda, başka mekanlarda yaşarlar.Bazense yolun diğer yakasındaki bilinmezlikler ülkesine geçerler.Düşünürüz o zaman,özlemle yanarız.İçimiz düğümlenir. Ama o acı veren düğümleri zamandan başkası çözemez.Kafamızda sorular? O canımızdan, kanımızdan akrabalarımızı bir daha görebilecekmiyiz? Garip, hoş sedalar bırakan eski anıları düşündükçe daha da yanar içimiz.Yaşarken onların kıymetini bilememişiz.Bazen de kırmışız, incitmişiz.
Kendimizi affettirmek, yana yakıla özür dilemek isteriz.Ama geçmiştir artık fırsatlar,
yakamızı bırakmaz pişmanlıklar, azaplar.Yine de ders almayız değilmi bunlardan,
devam eder eski yanlışlarımız.Ta ki biz de bu diyardan hatalarla dolu bir ömür bırakıp da gidinceye kadar.
Zamana daldık,anlamsızlığında yuvarlandık, geride hatalar bırakarak ölüme ulaştık.Şimdi bir zaman makinasına dolalım ve zamanı geriye alalım.Geri gelsin o masum, o tatlı, o sorumsuz çocukluk yıllarımız.Karşılıksız sevgiler, küçük özlemler, küçücük kazançların verebildiği o kocaman tadlar, mutluluklar.Onları nerelerde yitirdik? Nerelere attık onları?Biz o masum ,o içten,o dolu dolu seven çocuklar değil miydik? Neden bu kadar değiştik? Evet geri alalım o uçan zamanları ve tekrar o eski çocuklar olalım:

İçimizdeki çocuğu bulalım
Nereye gitti o küçük
O tatlı, o masum
O baharlarda
Küçücük taylar gibi kırlarda
O sevinçleri kuşlar gibi
Esen yel gibi geçen
Üzüntüleri

İçimizdeki çocuğu bulalım
Nereye gitti o küçük
O dünyalar güzeli
O kibar, o efendi
Kopardık o gonca gülü
Dikenleri bıraktık
O goncayı içimizden
O güzel çocuğu
Nerelere attık

Arayalım goncamızı bulalım
Nereye attıysak çıkaralım
Onu tamamen kurutmadan
İÇİMİZDEKİ ÇOCUĞU BULALIM!

Çok mu zor kopan bir gonca gülü yeniden yeşertmek? Oysa ki bahçeler, dolu dolu gonca güller.Yeniden açan güller.Kanımca onları görebilmek yeter! O güzellikleri içimize yansıtmak, dikenleri olsa da goncaları kurutmamak, yeniden, yeniden açtırmak! Yoksa batacak o dikenler böğrümüze, içimizi kurutacak.
Evet olmaz güller dikensiz,kusursuz olamayız.Yine de içimizdeki güzellikleri yeşertmek kendi elimizde.Güzelliklerimizi yok edersek,hatalarımız büyür ve kaplar içimizi.Onlardan kurtulmamız da giderek zorlaşır.
Neler bu hatalar,diken gibi yüreğimize batanlar?Bunlardan kanımca ilk sırayı alan kıskançlık dikeni.Öyle bir batar ki yüreğimize saplandıkça çıkarması zorlaşır.
İnsanın yapısında mı var kıskançlık diyorsunuz.Yapımız bizden uzak mı?Ya da yapımızın içinde hapismi aklımız, irademiz.Tutup da, içimizi yakan bizi çok daha değişik insani kusurlara iten bu yapıyı değiştiremiyoruz.
Neden kıskanıyoruz? Çünkü kendimizden hoşnutsuzuz.Kendi değerimizi bilmiyoruz.Kendimizi sevmiyoruz.Biz ki kim olursak olalım,hangi koşullarda yaşarsak yaşayalım,farklıyız diğerlerinden.Biz ki doğumundan itibaren içimizdeki her türlü güzelliği yeşertmeye olanaklı üstün varlıklarız.İçimizdeki güzellikler evreninin farkına varır ve kendimizi seversek başkalarını kıskanmayız.Yanlış anlamayın
okuyanım.Kendimizi sevmemiz, kendini beğenmişlik anlamında bir sevgi değil.Sadece kendi değerimizin farkında olmamız ve eğer istersek içimizdeki goncaları açtırarak,dikenleri olsa da dışarıdan fazla belli olmayan, ruh güzelliği,
tatlı sözleri ile başkalarının yanında ben buradayım dedirten güller olabileceğimizin farkına varalım.İçimizdeki güzellikleri açtırarak dışımızdaki dünyayı kucaklayalım.

Dışarıda
Koca bir dünya
Ama öyle büyük ki yüreğim
Kaplar hepsini
Aşar ufukları
Işıtır karanlıkları
Sever insanları
Onlarla özdeşir
İçine alır
Öyle güzel bu dünya
Yüreğime dolmuş
Varlıklar, evren
Sevgiyle hapsolmuş içimde
Gözlerimde yansır
Geri döner sevgiler
Siz koskoca evren
Mutlu olun ey insanlar
Sevgiyi özümseyin içinizde
Yansıtın gözlerinizde
Olacak mı ki ondan başka
Sahip olduğumuz bir şey
Bu diyardan gittiğimizde!

Zamanımızı tüketip,yolları aşıp bu diyardan gittiğimizde gerçektende elimizde sevgiden başka bir şey kalmayacak!Dünyayı yanımıza getirten,bize onu kucaklatan
sevgiler bizim, bu sonsuz alemin ölüm ötesi anlamsızlığını çözmemize yardımcı olacak.Belki de geride bıraktığımız sevgi ışınları yaşanan dünyayı aşarak yanımıza gelecek ve bizim o bilinmeyen yalnızlıklar alemindeki acımızı hafifletecek.
Bazen de kıskançlıklarımız,bir takım komplekslerimiz yüzünden dedikodu yapıyoruz.Hayır ben yapmam demeyin.Oturuyoruz ve hepimiz başkalarının arkasından, onların hatalarını sanki bizim çirkinliklerimizi örtermişcesine anlatıyoruz.Bazen abartıyoruz.Anlattıklarımıza değişik yorumlar,ilaveler
katıyoruz.Böylece büyüdük zannediyoruz,mutlu olduk sanıyoruz.Oysa ki dedikodu
zamanımızı yiyor,içimizi kemirip tüketiyor.Saklanıyor bir yerlere o kötü lakırdılarımız,
dönüp dolaşıp bize geliyorlar.Ya da kıskandığımız o diğerlerinin kusurları, mutsuzlukları,acıları dönüp dolaşıyor ve birgün bizim oluyor.O zaman da gerçek anlamını bilmediğimiz kaderimizi suçluyoruz.Halbuki onlar kendilerine bir gerçek sahip arayan kendi boş lakırdılarımız.
Nasıl bu zaman yolculuğunda geride bıraktığımız sevgi ışınları bizi terketmeyip karanlık anlarımızı aydınlatıcı ışık hazneleri taşıyorsa,boş lakırdılarımız da bizi beklemediğimiz anlarda zor durumlarda bırakma kudretine sahipler.Bunu da öyle hissettirmeden yaparlar ki,bir anda öyle yıkıcı zorluklarla karşılaşırız ki,nedirler, nereden gelirler hiç anlamayız.Ama hiç kaybolmazlar.Saklanırlar ve birgün gereken bir anda bizi bulurlar.Arkada bıraktıklarımıza dikkat edelim okuyanım.Zaman geçiyor, farkında olmuyoruz, geride nerelere saklandıklarını göremediğimiz iğneler,taşlar,boş
lakırdılar bırakıyoruz.Aslında bunları düzeltme fırsatları elimizde.Fakat biz genellikle bu fırsatları kaçırmış oluyoruz.Hatalarımızı düzeltme,pişmanlıklarımızı dile getirme,kırdığımız kalpleri onarma fırsatlarını kaçırmayalım okuyanım.Zaman gerçekten çok çabuk akıyor.Öyle ki hatalarımızı,kalp kıran boş lakırdılarımızı arkamızda bırakıyor ve unutuyoruz.Onlar geçen zaman dilimlerinde saklı yerlerde ,bize benzer acıları yaşatacak potansiyelde.
Nasıl hata yapmayalım ya da hatalarımızı nasıl düzeltelim.Bir kere konuşmadan
düşünelim!Ağzımızdan çıkacaklar boş mu lakırdılar,incitir mi kalpleri,alçakgönüllülüğün aslında insanı yücelten sınırlarını aşarmı?Ya da yanlarında canciğer dost göründüğümüz o başkaları gerçekten hakederler mi o zalim dedikoduları, alayları ve hatta iftiraları!Kendimizi onların yerine koyalım.Neler hissederdik?Bir başkası bizim arkamızdan bizim için söyleseydi aynılarını?

DOSTLUK

Dostumun arkasından konuşma dostum
Sen de benim dostumsun
O da benim dostum
Dostumun arkasından konuşursan
Aynısını bana da yaparsın
İşte o zaman
Nerde senin dostluğun

Dinlersem konuştuklarını
Nerde dostuma benim dostluğum
Unutma ki ben de aynısını dostumla
Sana yaparım,seni anlatırım.
Ve hatta dostum
Dost görünürüm sana
Dostluğunuzu bozarım dostunla

Nerede o zaman gerçek dostluklar
Dostunu, dostunun arkasından
konuşturmadığın
Dostunla dostunun arkasından
konuşmadığın
İşte onlar özlediğim dostluklar
GERÇEK DOSTLUKLAR,
Neden bu kadar bulunması zor onlar?

Kendi kendimizi tatminle işe başlayıp,kıskançlık dikenlerini içimizden söküp atmadıkça dostlarımıza gerçek dostlar olamayız,gerçek dostlukları bulamayız.
Biz ki içlerinde çocukluğun o sonradan kaybedilmiş masum,saf duyguları. Kaybetmeyelim onları, bizlere gerçek dostlukları bulduracak o büyülü anahtarları.
O anahtarlar ki hayattaki gerçek mutluluğun anahtarları, hayatın gerçek anlamını yakalayanların mutluluğu!
Çok kolay değil yapımızda bulundukları söylenen kıskançlık dikenlerini sökerek
kendinle barışık,çocukluğun saf ve temiz duygularını korumuş, tüm dünyaya kucak açmış zengin gönüllere sahip olabilmemiz.Bu konuda da hiçbir şekilde bir üstünlük,
gerçek amaca ulaşmışlık iddia edemeyiz.Sadece bize gerçek mutluluğu,hayatın anlamını bulduracak o büyülü anahtarlara kavuşmak için bütün hayatımız boyunca kendimizi aşma,ruhumuzu olgunlaştırma mücadelesi vermeliyiz.
Aklımızın sınırlarını saptayamadığı bitimsiz ilahi evrenin kısacık hayatımıza özgü zaman yolculuğunda ruhlarımız olgunlaşma mücadelesi vermekteler.Bu mücadele de
damlalarını fertler kabul edebileceğimiz insan denizinde kişiden kişiye değişmekte.Değişik yaşantılar yaşamakta,değişik acılarla karşılaşmakta, değişik seviyelerde gönül zenginliğimizi arttırarak ruhlarımızı olgunlaştırmaktayız.
Bazen de ne yazık ki ruhlarımız gerçek olgunluğa erişmeden bilinmezlikler
alemine göç etmekteler.Yaşadıkları bazen dalgalı, bazen fırtınalı, kısacık anlarda sakin dünya denizi tamamen durulmakta,kendilerini o yaşarken hiç akıllarına getirmedikleri alemde,sınırlı dünyaya özgü sınırlı aklımızla açıklayamadığımız ölüm aleminde bulmaktalar.

Köpükler,
Dalgalar,
Birbirini kovalar,
Koşturur dururlar
Geçen zaman kadar hızlı
Ardarda durmaksızın
Sanki hayatı anlatır bunlar
Köpükler saniye
Dalgalar gün gibi
Biteviye durmaksızın
Ta ki deniz durulup
Ölüm sessizliği gelene dek
Ah Ölüm!
Keşke durgun deniz kadar
Kolay olsa
Seni anlatmak!!!

Gerçekten durgun bir deniz mi ölüm yoksa asıl fırtınalar orada mı başlayacak? Orada mı hesaplaşacağız kendimizle, zamanın sınırladığı kısa dünya yolculuğunda kalan hatalarımızla?Peki arkada bıraktığımız,uğurlarına bütün hayatımızı harcadığımız dünyevi nimetler,mallar,mülkler ne olacak? Onların anlamsızlığına kendimizi daha önceden hazırlamamışsak ölümün o ıssız, o engin yalnızlık aleminde,
sadece manevi değerlerin geçerli olduğu ruhlar aleminde nasıl barınacağız? Çekeceğimiz acıların,azapların süresi, derecesi ne olacak?Nasıl bu azaplardan arınıp ruhlarımızla bilinmez,bitimsiz bir yolculuğa hazırlanacağız?
Düşünelim bunları okuyanım.Zamanı yitirmeden ölümün gerçeğini anlayalım. Yaşarken o bize hiç ölmeyecekmişiz, elimizdeki gerçekte işe yaramaz maddi varlıklarımızı hiç kaybetmeyecekmişiz gibi görünen hayat aldatmacasına kendimizi kaptırmayalım.Hayatımızı boş isteklerle,elde ettikçe tatminsizliğimizi arttıran gereksiz amaçlarla harcamayalım.Küçük mutlulukları bulalım, tadına vardıkça bizleri ne kadar mutlu edeceklerini anlayacağımız manevi tatminleri yaşayalım.
Almaktan çok vermek bizi mutlu etsin.Verdikçe çoğalsın tatminlerimiz,dışardan belli olmayan ama sıcacık içimizi kaplayan bizi huzurlu kılan gönül hazinemiz. Başkalarını mutlu etmenin mutluluğunu keşfedelim.Öyle bir mutluluk ki kendimiz için neye sahip olursak olalım öylesini bulamayız.Verdikçe kaybolduklarını sandığımız mallarımız,paralarımız bize başka vasıtalarla çoğalmış olarak geri dönerler.Vermenin hazzı verdikçe artar.

Hiç sevindirdin mi bir küçüğü
Gözlerindeki mutluluk ışıltısını
farkettinmi?
Öyle bir ışıltı ki
Aydınlatır senin de karanlık
gecelerini

Hiç alıpta sokaktan
İyileştirdin mi bir küçük hasta kediyi
Minneti dağlar kadar büyük
Yaladı mı ellerini

Bir simitçi çocuğa tutup da
Kullanmadığın montunu verdin mi
Gördün mü yağmurun altında
Nasıl kollarını sallaya sallaya
gittiğini

Çocuğu uzaklaştırdın mı yanından?
Kediye tiksintiyle mi baktın?
Simitçinin simitlerinden bile almadın mı?
Yazık sen hiç yaşamamışsın
Gerçek mutluluğun tadına
ULAŞAMAMIŞSIN?

Verdikçe hissedilen gerçek mutluluklar,sevindirilen küçük çocukların gözlerinden içimize yansıyan,çaresiz küçük sokak kedilerinin minnetiyle anlaşılan ya da fakir insanların giderilen ihtiyaçlarıyla biraz da gururlu fazla yansıtmadıkları ama bizim yürekten hissettiğimiz mutlulukları.Öyle mutluluklar ki başka yerlerde bulunmazlar.Ne yeni arabalar getirir onları ne katlar ne de yatlar.Paylaşıldıkça artarlar.Verdikçe çoğalırlar.Gönülden gönüle yayılırlar.Bulalım onları içimizi dolduralım.Gönül hazinemizi, o büyüklüğü dışarıdan belli olmayan, belki içinde birikmiş sevgilerin ışınlarla gözlerimizden yansıdığı,başkalarını da biraz olsun aydınlattığı vermeden doğan hazlar birikimimizi dolduralım.Gerçekten görelim,boş bakmayalım dünyaya.Acıları yürekten hissedelim.Başkalarının acıları olsa da!

Arkadaşımın kör bir oğlu var
Üç harfli bir kelime kör
Söylemesi ne zor
Arkadaşımın oğlu kör
Sanki benim oğlum
Oğlum kör demek
Ne kadar zor
Dünyanın güzellikleri bir tarafta
Diğer yanda arkadaşımın küçük oğlu
O görmüyor.
Küçük kediler bile sokaklarda
Yollarını bulur.

Ya insanlar?
Acımasız, zalim
Anlayıştan yoksun
Arkadaşımın kör değil oğlu
Sadece çaresiz biraz şimdilik
Ama insanların körlüğü gerçek
Hayatları bomboş ve YİTİK!

Gerçek körlük görmeyen gözlerde mi?; yoksa bakan ama farketmeyen,kalpten hissetmeyen boş bakışlarda mı?Kimlerin hayatları yitik? Zorluğunun derecesini belki hayal bile edemeyeceğimiz, o söylenmesi zor,o gözleri görmeyenlerin, o sabah kalktıklarında mavi gökyüzünü, o güneşin ilk ışıklarını, o sayılmakla bitmeyen gerçekte çoğu zaman kıymetlerini bilemediğimiz dünya güzelliklerini göremeyen,tanıyamayan körlerin mi?Kimler gerçek körler, kalpleri körler?Paslanmış içleri,giderekte büyümekte paslı,küflü gönülleri!